21 Şubat 2017 Salı

Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea) Film Yorumu

Tür – Dram

IMDb Puanı – 8.1

Oyuncular – Casey Affleck – Michelle Williams, Lucas Hedges..

Yönetmen – Kenneth Lonergan

Senarist – Kenneth Lonergan



Filmde, yaşadığı bazı kötü olaylardan dolayı Manchester’dan ayrılıp başka bir şehirde kapıcılık yaparak geçinen Lee’nin (Casey Affleck) abisi Joe’nun (Kyle Chandler) ölümünden sonra, vasiyeti üzerine oğlu Patrick’e (Lucas Hedges) ebeveynlik yapmak için tekrar 
Manchester’a dönmesi ve orada yaşadıkları anlatılıyor.

Öncelikle filmdeki deniz manzaralarından ne kadar etkilendiğimi söylemek istiyorum. O manzaralar, görsellik açısından filme çok şey katmış. Doğrusunu söylemek gerekirse o manzaraları ben de yakından görebilmek isterdim.

Film, çok gerçekçi. Yani, tamamen şu anda yaşanabilecek şeyler işlenmiş ki bunu çok sevdim. Çünkü bu gerçekçilik, karakterlerle empati kurabilmeyi kolaylaştırıyor. Bu da sizin karakterlere daha rahat bağlanmanızı sağlıyor. (Tek bir kısım hariç, ona az sonra değineceğim zaten.)

“Oyuncular” kısmında yazdığım 3 oyuncunun da performansından etkilendim. Hepsi yapması gereken işi tam anlamıyla yapmışlar. Michelle Williams’ın çok az sahnesi olmasına rağmen, özellikle bir sahnede döktürüyor.

Lucas Hedges’in oyunculuğunu da sevdim fakat Patrick karakterini pek sevemedim. Şimdi söyleyeceğim şey spoiler olmaz sanırım. Yani, kim babası öldükten sonra hala kız arkadaşlarıyla (evet, bilerek çoğul kullandım) yatıp kalkmayı düşünür ki?


Etkileyici bulmadığım bir final dışında filmde beğenmediğim bir şey yoktu. Eğer gerçek hayattan bir şeyler izlemek istiyorsanız filmi öneririm.

19 Şubat 2017 Pazar

İki Eli Kanda (Hell Or High Water) Film Yorumu

Tür – Aksiyon, Suç

IMDb Puanı – 7.7

Oyuncular – Chris Pine, Ben Foster, Jeff Bridges..

Yönetmen – David Mackenzie

Senarist - Taylor Sheridan


Filmde, iki kardeşin borçları yüzünden ipotek edilen evlerini kurtarma amacıyla soygunculuk yapmaları ve emekli bir korucunun işi bırakmak istemediğinden bu iki soyguncuyu yakalamaya çalışması anlatılıyor.

Filmin türü, aksiyon ve suç olarak geçmesine rağmen son 10 – 15 dakika dışında aksiyona dair pek bir şey göremedim. Film boyunca gerçek bir aksiyon beklediğim ve bunu bulamadığımı fark ettiğim için de izledikten sonra hayal kırıklığına uğradım.Bir aksiyon filmine göre film oldukça yavaş ilerliyor.

Arada “western” yaşamını göstermek için konudan bağımsız sahneler de var, bazıları bunu sevebilir ama western yaşamından pek hoşlanmadığım için ben sevemedim.

Yine konudan bağımsız olarak sayılabilecek birkaç komedi sahnesi vardı. O sahneleri sevdim. Özellikle “Ne yemek istemezsiniz?” sahnesi gayet iyiydi.

Oyunculuklar çok üst düzey değildi. Ama kötü de değildi. Ortalama diyebiliriz. 3 başrolden ise en çok Ben Foster’ın oyunculuğunu sevdiğimi söyleyebilirim.


Ayrıca kafama takılan bir soru var film hakkında. Filmde yanıtı arasam da bulamadım. 
SPOILER OLABİLİR!
Çiftlikte petrol bulunmasına rağmen neden soygunculuk yapmaya devam ettiler? Tamam, Ben Foster'ın karakteri zaten heyecan seviyordu fakat Chris Pine'ın oynadığı karakter neden soygunculuğa devam etti?
SPOILER SONU!

Filmin konusu sıradan. İşlenişi yine aynı şekilde sıradan. Komedi sahneleri ve müzikleri dışında filmi çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Fakat western türü filmleri sevenler bu filmi de seveceklerdir. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Fences Film Yorumu

Tür – Dram

IMDb Puanı – 7.5

Oyuncular – Denzel Washington, Viola Davis, Stephen Henderson…

Yönetmen – Denzel Washington

Aynı adlı tiyatro uyarlanan Fences filmi; 1950 Amerika’sında, siyah – beyaz ayrımcılığı olduğu zamanlarda, Troy’un ailesini geçindirmeye çalışırken yaşadığı zorlukları konu ediniyor.

Bildiğim kadarıyla Fences, senaryosunda neredeyse hiç değişikliğe gidilmeden sinemaya uyarlanmış. Bu yüzden içerisinde çok fazla replik (Hatta ilk dakikalarında kendi kendime “Sus artık be adam!” diye düşündüğüm bile oldu) bulundururken az mekan ve az karakter bulunduruyor.

Böyle olunca ve konusu da ilk dakikalarında sıradan bir aile hikayesi gibi görününce de “Filmi oyunculuklar için bitireyim bari.” diyorsunuz ve doğru bir karar vermiş oluyorsunuz. Oyuncuların hepsi rollerinin hakkından rahatça kalkıyorlar çünkü zaten aynı rolleri defalarca oynamışlar.

Evet, hepsinin oyunculukları başarılı fakat Viola Davis aralarında en iyisiydi sanırım. Biraz daha fazla rolü olsaydı keşke.

Oyunculuk demişken Denzel Washington’a da kendinden çok güzel nefret ettirdiği için tebriklerimi yollayayım.

İlk dakikalarda filmi oyunculuklar için bitirmek isteyeceğinizi söylemiştim. Fakat ilerleyen dakikalarda kurgu istenilen yere girince film zaten sizi çekiyor. Filmden gerçekten zevk almaya başlıyorsunuz.

Troy karakterinin bitmek bilmez konuşmalarının sıkıcılığı dışında filmi, dizi olsa en az 2 sezonluk olan senaryosu ve kaliteli oyunculuklar için tavsiye ederim.


13 Şubat 2017 Pazartesi

Ay Işığı (Moonlight) Film Yorumu

Tür – Dram

IMDb Puanı – 8.1

Oyuncular – Mahershala Ali, Shariff Earp, Duan Sanderson..

Yönetmen – Barry Jenkins

Filmde Chiron’un çocukluğundan yetişkinliğine olan süreçte yaşadıkları anlatılıyor.

Öncelikle karakterin hikayesini 3 farklı bölüm olarak (Little – Chiron - Black) izletme fikri mantıklı görünüyordu. Fakat bu 3 bölüm arasındaki kopuklukları beni sıktı. “Little” bölümüyle iyi bir başlangıç yapıyor film ama diğer iki bölüm için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Filmin adıyla alakalı bir bağlantı aradım izlerken ama sadece bir sahneden dolayı bu adın verildiğini anladığımda hayal kırıklığına uğradım doğrusu.

Mahershala Ali’nin oynadığı karakterin bir anda, öylece ortadan kaybolmasını, “Öldü” denilip geçiştirilmesini hiç mi hiç sevmedim.

Filmin ilk bölümünü sevmeme rağmen genelinde sıkıldım. Özellikle “Black” kısmına geçildiğinde birçok kez “Ne zaman bitecek artık?” diye düşünmedim değil.

Filmle alakalı sevdiğim 2 şey var. Birincisi “Chiron” kısmında Chiron’un kendisiyle dalga geçene haddini bildirdiği sahne. İkincisiyse Chiron’un annesini. Kadına hakkını vermek lazım, gerçekten inandırıcılığı zirvedeydi.

Ben filmi pek sevemedim, ne beklediğimden emin değilim ama hayal kırıklığına uğradım. Filmi tavsiye etmem ama illa izleyeceğim diyorsanız fazla bir şey beklemeyin.


10 Şubat 2017 Cuma

Geliş (Arrival) Film Yorumu

Tür – Bilim Kurgu, Gizem, Dram

IMDb Puanı – 8.1

Oyuncular – Amy Adams, Jeremy Renner, Forest Whitaker

Yönetmen – Denis Villeneuve

Filmde dünyanın 12 farklı bölgesine uzay gemisinin inmesi ve uzaylılarla iletişim kurabilmek için dilbilimci Louise’in (Amy Adams) orduya çağırılmasıyla beraber yaşanan olaylar konu ediliyor.

Öncelikle film uzaylılarla alakalı olmasına rağmen diğer uzaylı filmlerinden kesinlikle çok farklı. Diğerlerinde uzaylılar hep klişe bir şekilde insanlığı yok etme amacıyla gelirler fakat buradaki uzaylıların derdi çok farklı. Bu da Arrival’ı diğerlerinden ayıran önemli bir etken.
Uzaylıların kullandıkları dilinin de, insanlara “hediye ettikleri” yetenekle bağlantılı olması da hoş bir ayrıntı.

Filmde neredeyse hiç aksiyon yok. Bu da bilim kurgu filmlerinde pek rastlanmayan bir özellik. Fakat merak etmeyin, filmin sürükleyiciliği sayesinde, aksiyon olmadığını ancak film bitince anlayabiliyorsunuz.

Uzaylıların gelmesi dışında filmde alt bir hikaye daha var. Bu hikayenin sonu hakkında filmde sık sık ipucu verilmiş olmasına rağmen siz sonunda yine de şaşırıyorsunuz.

SPOILER ALARMI!!

Filmin kurgusu mükemmel bana göre fakat filmin sonunda akıllarda bazı soru işaretleri bırakılıyor. Mesela Louise, kızını doğurmamaya karar verseydi ne olurdu? Çünkü eğer böyle bir karar alsaydı, kızıyla alakalı hiçbir anıya sahip olamayacak, bunları göremeyecek ve bir yetenek edindiğinin farkına varamayacaktı?

SPOILER BİTTİ!

Özetle filmi beğendim. En çok Amy Adams’ı beğendim, çünkü hissettiklerini tam olarak bize geçirebilmeyi başarabilmişti. Uzaylı filmlerine ve iletişimin önemine farklı bir açıdan bakmayı denemek istiyorsanız filmi izlemelisiniz.

Ha bir de unutmadan filmi özetleyen bir replik paylaşayım:

“Sana sarılmanın nasıl hissettirdiğini unutmuşum.”

7 Şubat 2017 Salı

Büşra Yılmaz - Ölüme Fısıldayan Adam Kitap Yorumu

Yayınevi – Epsilon

Sayfa Sayısı - 424

Tanıtım Bülteni - "Yanmış kibrit çöplerini âdeti olduğu gibi mumların altına koyup üzerlerine erimiş mum döktü. 

Sanki yanan kibrit çöpleri bizdik, mum dipleri de mezarımız... Kibrit çöpü mezarlığı, bizim gibi kırık ve kaybedenler için ne güzel bir benzetmeydi... Yana yana yaşa, yanarak öl ve öldükten sonra da yanmaya devam et. Yanmak tüm varoluşunu tanımlıyormuş gibi..."

Geçmişindeki acıların küllerinden doğmuş, zeki bir dolandırıcı...
Arı kovanına giren kelebek.
Yaşamadığı için ölmeyi bile beceremeyen, hayata küskün bir kız...
Sudan korkan balık.
Tanrı'nın birbirlerinde çare bulmaları için bir araya getirdiği iki kişi.
Peki ya, bir gün ömrü olan bir kelebek yarına aşık olursa ne olacak?

Kitapla alakalı yorumuma geçmeden önce yazarı Büşra Yılmaz’dan biraz söz etmek istiyorum. Henüz 24 yaşında olmasına rağmen gerçekten olağanüstü bir hayal gücüne sahip olduğunu düşünüyorum. 4N1K ve Ölüme Fısıldayan Adam gibi çok zıt iki kitabı yazan birinin kafasında neler döndüğünü görebilmek isterdim gerçekten.

Kitap, ölmeyi her şeyden çok isteyen Yosun ve tam Yosun’un intiharının ortasında hayatına giren Özgür’ün yaşadıklarını anlatıyor.

Kitap ilk olarak Wattpad adlı sosyal platformda yazılmaya başlandı. Birçok okuyucunun Wattpad’e ön yargısı var fakat bu kitap diliyle ve konusuyla bu ön yargıyı yıkabilir. Yazarın kullandığı üslubu gerçekten sevdim.

Kitabın içerisindeki bölüm başlıkları, bölüm için dinlenilmesi istenilen şarkılar vs. gibi ayrıntılar çok hoşuma gitti özellikle. Karakterlerin neler hissettiğini daha iyi anlayabilmemiz için çok güzel düşünülmüş. Kitapta sevdiğim bir diğer ayrıntı ise çok yerinde kullanıldıklarını düşündüğüm hayvan motifleri.

Kitapta sevmediğim yönler de tabii ki var. Mesela Yosun’un durup durup “Yanında sürekli üşüdüğüm adam… Yanında sürekli uykusuz kaldığım adam…” gibi cümleler etmesi. İlk başlarda hoş gelse de daha sonra bu insanı sıkıyor.

Ayrıca Özgür karakterinin profili pek hoşuma gitmedi açıkçası. Çünkü kitapta Özgür, sürekli alkol ve sigara içiyor ve bu çok “havalı” bir şeymiş gibi gösteriliyor. Bu, kitabı okuyan gençleri sigara ve alkole pekala yönlendirebilir.


Kitabı tavsiye eder miyim? Ederim. Wattpad önyargınızı kırmak ve Büşra Yılmaz’ın ilginç hayal dünyasını okumak istiyorsanız Ölüme Fısıldayan Adam ve hemen arkasından 4N1K’yı okuyabilirsiniz.

5 Şubat 2017 Pazar

Aşıklar Şehri (La La Land) Film Yorumu

Tür – Müzikal, Romantik, Dram

IMDb Puanı – 8.6

Oyuncular – Emma Stone, Ryan Gosling, John Legend…

Yönetmen – Damien Chazelle

Film, Hollywood’da bir kahvecide garsonluk yapan, aynı zamanda oyuncu olma hayaliyle yanıp tutuşan Mia (Emma Stone) ve cazın gitgide yok olmasından rahatsızlık duyan ve bu yüzden sadece caz müziğin çalınacağı kendi kulübünü açmayı hayal eden Sebastian’ın (Ryan Gosling) aşkını konu ediniyor.

Evet, belki filmin asıl konusu bir aşk üzerine kurulu fakat filmin içinde aşktan daha fazlası var bana göre. Yani, sadece aşk filmi olsa bu kadar ilham verici olmazdı sanırım. Herkesin hayalleri vardır. La La Land, size bunu yapabileceğinizi, onlardan vazgeçmemeniz gerektiğini çok iyi anlatıyor.

Dürüst olmak gerekirse müzikal türünden pek hoşlanmam. Yani, insanların çok alakasız yerlerde şarkı söylemesi bana saçma gelir. Fakat bu filmde onun bile önemi yoktu. O şarkılar, o kadar yerinde ve aşırıya kaçmadan kullanılmış ki müzikal sevmeyen insanlar bile bundan rahatsız olmazlar.

Karakterler için seçilen oyuncular gerçekten çok yerinde. Zaten Ryan Gosling’in kendi müzik grubu var. Saatlerce piyano çalsa dinleyebilirsiniz. Başrol oyuncularının birbirleriyle uyumu da gayet iyi.

Ha, bu arada Emma Stone’un şarkı söylediği yerler kendi sesiyse o da bir an önce müziğe yönlenmeli bence.

Filmin bana göre tek eksisi, ilk yarım saatinde olayların nereye gittiğini çözememeniz. İnsan bunu çözemeyince sıkılıyor. Fakat, olayları tam anlamıyla oturtabildikten sonra film insanda gerçekten çok güzel bir tat bırakıyor.

La La Land’in finali türüne göre pek alışılmadık bir final. İnsan verdiği bir kararı uyguladıktan sonra “Onun yerine şöyle yapsaydım nasıl olurdu acaba?” diye düşünür ya, finalde de bunu karakterlerin gözünden yansıtmışlar. Film bittikten sonra insan sevinse mi, 
üzülse mi bilemiyor.

Film, kesinlikle bir aşk filminden fazlası. Hayalleri olmadan yaşayamayan bir insansanız veya caz müziği çok seviyorsanız vakit kaybetmeden La La Land’i izlemelisiniz.